Sponsor Bağlantılar


Masal Nedir? Destan Nedir? Masal Ve Destan Arasındaki Benzerlik ve Farklar


Sponsor Bağlantı

Destan ve Masalın örneklerle karşılaştırarak benzerlik ve farklılıkların bulunması ile ilgili olarak sizlere yardımcı olacak kaynak bir paylaşım hazırlamak istedik. konumuz çeşitli kaynaklardan sizler için derlenmiş olup sizin için en doğru bilgiye ulaşma kaynağı olmak istiyoruz.

BİLGİNOT:Site İçerisinde aradığınız konuları bulmak için arama kısmından konuyu yazmanız yeterlidir Arkadaşlar

Özet
Türk halk edebiyatı, halkın ortak malı olarak kabul edilen ürünlerden meydana gelmektedir. Gerek halkın yaşayışından, gerek inanışlarından, gerek tahayyül ettikleri unsurlardan meydana gelen halk edebiyatı, tarihi eskiye dayanan fakat yakın bir zamanda üzerine çalışma yapılan bir alandır. Bu çalışmalar sonrasında ürünler tasnif edilmeye ve üzerinde çalışma yapılmaya başlanmıştır. Daha sonraki yıllarda ise üniversitelerde ve farklı çalışma sahalarında ele alınıp incelenmişlerdir. Tezlerle detay kazanan bu türler, artık halkın muhayyilesinde daha da derinlik kazanıp eski canlılıklarını kazanmasa da, halk bilimi ürünü olarak değer kazanmışlardır.
Halk edebiyatı ürünleri başlangıçta efsaneler, masallar, destanlar ve halk hikayeleri şeklinde gelişmiştir. Daha sonra manzum ve mensur olarak ikiye ayrılmıştır. Atasözü, ninni,türkü, bilmece gibi türlerle de zenginleşerek devam etmiştir.
Halk edebiyatının anlatmaya dayalı olan bu türlerine şöyle kısaca bakacak olursak, bunların içerisinde en eski olanlarından masallar ve destanları bu çalışmamızda ele almaya çalışacağız. Masallar olağanüstü hadiselerin anlatıldığı ,destanlar ise tarihte yaşanmış hadiselerin anlatılmasıyla meydana gelen ürünlerdir. Masalların konusu farklı olabileceği gibi destanlarda ise genellikle kahramanlık konuları işlenmiştir. Masal kahramanları hayalidir, destan kahramanları ise tarihte yaşamış kişiler olabilirler. Fakat destanlar tarihi derinlikleriyle diğer türlere nazaran daha kapsamlı ve detaylıdırlar. Bazen destanın bir motifiyle bile bir hikaye yazılabilmektedir. Bazen de bir fıkra, bir masal, ya da küçük bir motif detay kazanıp farklı bir türün teşekkülüne sebep olabilir. Bu da göstermektedir ki türler arasında tematik ve işlevsel ortaklıklar türlere farklı boyutlar kazandırabilir.bu çalışmamızda da masal ve destan türlerini ele alıp, karşılaştırarak gerek türlerin daha iyi anlaşılması ve gerek aralarındaki benzerlikler ve farklılıkları ortaya koyup , ele almaya çalışacağız.

MASAL NEDİR

Sözlü nesir halk ürünlerinin edebi olarak en güzel ve eğlenceli olanıdır diyebiliriz. Günlük hayatın gerçekleriyle yetinmeyen masal ,halk muhayyilesinin gerçek dışı bir alemde yaşattığı kahramanların hikayesidir. Ruhbilimci Riklin, masalları rüyaya benzetir ve onun insanlardaki arzuları sembolleştirdiğini söyler. Dolayısıyla masallar hayal dünyamızı süsleyen bizi gerçek hayattan alarak rüyalar alemine götüren dertlerimizi sıkıntılarımızı bir ana da olsa unutturan masalların mazisi oldukça eskiye dayanmaktadır. Masal dinleyicilerine genellikle sorulduğunda masalları genellikle büyüklerinden, atalarından dedelerinden duyduklarını ifade etmektedirler. Bu da masalın çok eskiye dayandığının bir belirtisi olabilir.
Masal Tanımları:
Saim Sakaoğlu masalı:” kahramanlardan bazıları hayvanlar ve tabiatüstü varlıklar olan ,olayları masal ülkesinde cerayan eden , hayal mahsülü olduğu halde dinleyicileri inandırabilen bir sözlü anlatım türüdür.” diye tarif eder.
Pertev naili Boratav ise :”nesirle söylenmiş ,dinlik ve büyülük inanışlardan ve törelerden bağımsız tamamiyle hayal ürünü ,gerçekle ilgisiz ve anlattıklarına inandırmak iddiası olmayan kısa bir anlatı” şeklinde tanımlar.
Şükrü Elçin ise …”İşte böyle bir zaman içinde köklü geleneğe bağlı kolektif karakter taşıyan ,”hayali-gerçek”,”mücerret-müşahhas”,”maddi-manevi”bir takım konu ,macera,vaka problem,motif ve unsurlar,nesir dili ile vakit geçirmek,insanları eğlendirirken terbiye etmek düşüncesinden hareketle hususi bir üslupla anlatılır ve yazılır” şeklinde düşüncelerini zikreder.
Ali Berat Alptekin ise:”masal nesirle söylenmiş ve dinleyicileri inanadırmak gibi bir iddiası olmayan tamamı mensur olan bir türdür.”

Genel masal tanımları:
1) Genellikle halkın yarattığı, ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa sürüp gelen, çoğunlukla olağanüstü durum ve olayları yine olağanüstü kahramanlara bağlayarak anlatan halk hikâyelerine masal denir.
2) Kahramanlarından bazıları hayvanlar ve tabiatüstü varlıklar olan, olayları masal ülkesinde cereyan eden, hayal mahsulü olduğu halde, dinleyicileri inandırabilen bir sözlü anlatım türüdür.
3) Genellikle özel kişiler tarafından, kendisine mahsus (olağanüstü) zaman, mekan ve şahıs kadrosu içinde, yaşanılan hayatla hayal edilen hayatın sistemli bir şekilde ifade edildiği, klişe sözlerle başlayıp, yine klişe sözlerle biten hayal ürünü sözlü anlatım türüdür.
4) Günlük hayattan sıyrılarak, insanların muhayyilelerinde tabiat ve gerçek dışı âlemde yaşattığı kahramanların hikâyesi, sözlü nesir türüdür.

Masalın Tarihçesi Hakkında Bilgi:

Hayal dünyamızı süsleyen, bizi gerçek hayattan alarak, rüyalar alemine götüren dertlerimizi, sıkıntılarımızı bir an da olsa unutturan masalların mazisi oldukça eskidir. Masalların kaynağı oldukça tartışmalıdır; fakat gerçek olan bir şey varsa o da bazı masallarda işlenen ana konulara dünyanın çok değişik bölgelerinde rastlandığıdır; öyle ki bu masalların tek bir masal ailesine dahil oldukları ispat edilebilmiştir. Masallar sözlü halk edebiyatı türleri içinde ülkeden ülkeye, çağdan çağa en çok yayılan yaratmalardır. Masalların ilk defâ dünyânın hangi bölgesinde söylenildiğine dâir elde kesin bilgi yoktur. Böyle olmasına rağmen masalların kaynağı, yâni menşei ile ilgili bâzı görüşler vardır. Gerçekte masallar rüyâlardan çıkmış ve buna paralel olarak gelişmiştir. Yine de masal türünün Hindistan’da doğduğu sanılmaktadır.
Folklorcuların (halkbilimcilerin) masallarla ilgilenmeleri pek eski târihlere uzanmaz. Bu alanda ilk ilmî araştırma 1807’de Elai Johanneaus’nun “Halk Masalları Üstüne Görüşler” kitabıdır. 1813’te Alman Grimm Kardeşler, Alman masallarını derleyerek bu yolda hizmet vermiştir. Türk masalları ilk önce “Billur Köşk” adlı bir eserle görülmüştür. George Jakob’un 1898’de yayınladığı bu eser, Menzel tarafından 1923’te yayınlanmıştır. Macar İ. Kunoş’un çalışmaları tâkib etmiştir. İgnace Kunoş Türk masallarını araştırıp incelemiş ve tasnif etmiştir. Ayrıca Türk Halk Edebiyatı eserini 1925 yılında İstanbul’da neşretmiştir. İstanbul Halk Masalları (1905), Adakale Masalları ise 1907’de neşredilmiştir. Türk masalları üzerinde, bizde Pertev Naili Boratav , Eflatun Cem Güney … gibi kişiler çalışmışlardır.

Masalların tasnifi Hakkında Bilgi

1.Hayvan Masalları:
Bu çeşit masallarda hayvanlar genellikle kılık değiştirmiş insan niteliğindedir. Bir düşünceye güç kazandırmak, ibret dersi vermek, örnek göstermek amacıyla anlatılır. Asıl masallardan daha kısa olur, başlangıç tekerlemeleri yoktur. Türk hayvan masalları da genellikle başka ülkelerdeki benzerleriyle aynı kaynaklara dayanır. (Bey ile Horoz, Keloğlan ile Eşeği masalları v.b.). Bunların bazıları eski dinî inançların kalıntılarıdır.
2.Asıl Masallar:
a) Olağanüstü Masallar: Asıl masalların, yani masal denince ilk akla gelen masalların yer aldığı bu bölümdeki masallarda peri,cin,dev anası gibi tabiatüstü varlıklara rastlanır. Hayvanlar, hayvan masallarında olduğu gibi, insan rolünde değil, tabiat dışı varlıklar seklindedir. Olaylar da, kişiler gibi olağanüstüdür (Rüzgâr ,Dev, Tık Tık Kabacık masallarında olduğu gibi);
b) Gerçekçi Masallar: Kişiler, hayvanlar, olağanüstü masallarınkinden çok farklı değildir. Şehzadeler, sultanlar, padişahlar, bezirganlar, hocalar, kadılar, yoksul ailelerin genellikle en küçük kız veya oğulları Türk masallarının bu çeşidinin ana kişileridir.(Bamsı Beyrek Masalı, Akıllı Terzi Kızı v.b.)
3. Güldürücü Masallar (fıkralar, nükteli hikâyeler, yalanlamalar): Okuyan ve dinleyeni eğlendirmeyi amaçlayan masallardır. (Bekri Mustafa, İncili Çavuş, Bektaşi, Yörük, Uşak-Efendi, Asker-Subay, Ana-Baba, Karıkoca fıkraları ve hikâyeleri)
4. Zincirlemeli Masallar: Çoğunun kişileri insan ve hayvanlardır. Küçük çocukların severek dinledikleri ve kendi aralarında en çok anlattıklarıdır. Zincirleme masallarda sıkı bir mantık bağıyla birbirine bağlanan, küçük ve önemsiz bir dizi olay art arda sıralanır. (Keloğlan, Sırça Köşk masalları v.b.).
5.Yapma (sun’i) Masalllar: Günümüzde bellli bir kişinin ortaya koyduğu yapma masallar da yazılmaktadır. Halk masallarına benzetilerek ve aynı zamanda içlerine özel bir dünyâ görüşü konarak, belli yazarlar tarafından meydana getirilen masallara sun’î, yâni “yapma masal” denir. İngiliz yazar Oscar Wilde, Danimarkalı Andersan ile Fransız Lafontaine bu tür masallarıyla tanınırlar. Türk Edebiyâtında on sekizinci yüzyıl yazarlarından Giritli Aziz Efendi, türlü kaynaklardan derlediği bu türden olan Muhayyelât’ını yazmıştır.

Masalın şekil özellikleri Nelerdir :

Masalda olay,muhteva özellikleri :
Masallarda olaylar tamamen hayal ürünüdür. Fantastik ve ütopik olaylar üzerine kuruludur. Masallarda gerçek veya gerçeğe yakın bazı olaylar bulunabilir. Fakat bunlar da gerçek dışı olaylar esas teşkil edip, gerçek olaylar bir süs gibi kalmaktadır. Çok sayıda olay temel bir olay etrafında sık ve hızlı bir şekilde gelişir. Her dala konma ve hiçbir şeyde uzun uzadıya durmayış görülür. Olay başlar, devam eder ve biter. Yani düzgün bir örgü vardır.

Masalın Yapısı :
Türk masallarının kuruluşunda üç bölüm vardır: 1) Döşeme 2) Olay 3) Dilek
Döşeme : Masalcının dinleyicileri masal havasına sokmak için onları biraz güldürüp , ustalığını göstermek için düzüp konuştuğu sözler zinciridir. Tekerleme denilen kalıplaşmış sözlere yer verilir. Tekerleme,kelime oyunlarından birbiriyle ilgisi olmayan ama dinleyicinin ilgisini masala çekmek amacıyla oluşturulmuş kalıp sözlerdir. Tekerlemeyle ahenk sağlamak amaçlanır. Örnek verecek olursak “var varanın sür sürenin destursuz bağa girenin hali budur padişahım.yollar saçak pürçek kimi yalan kimi gerçek hikayedir bunun adı ,söylemeyle çıkar tadı.eski zamanenin devrinde bir varmış,” döşeme bölümünde kullanılan bir tekerleme örneğidir.
Olay : Bu bölüm kendi arasında üçe ayrılır. Giriş, gelişme, sonuç olmak üzere . Olay hikaye edilir.
Dilek: Masal güzel bir sonuca bağlanır. Masalcı kahramanların iyi bahtını dinleyiciler için de ister. Kısadır. Gönülden yapılan bir duadır. “Onlar ermiş muradına darısı buradakilerin başına “ya da “ gökten üç elma düştü …”şekline masal son bulur. Yine “bunlar burada kavuşurlar,murat alıp murat verirler,Allah cümlemizin muradını vere.” Şeklinde de masal bitirilebilir.
Masallarda dil ve üslup
Kısa ve yoğun bir anlatıma sahiptirler. Vakit geçirmek, insanları eğlendirirken terbiye etmek, düşüncesinden hareketle, özel bir üslupla anlatılır nesir şeklinde yazılırlar. Anlatım hiçbir engele uğramadan akıp gider. Anlatımda akıcılık, duruluk, açıklık, yalınlık vardır. Gereksiz söz tekrarları yapılmaz. Fakat masalcı masalını süsleyerek genişleterek olgunlaştırabilir. Masalcı sadece olayları bilinen motif ve kişilerle anlatmaz onlara aynı zamanda kendi toplumunun özelliklerini de onlarda sergileyebilir. Bunun için anlatım biçimleriyle de masalın ulusunu fark edebiliriz. Masallarda ayrıntı yok denecek kadar azdır. Ses akışını bozan, söylenmesi güç seslere ve kelimelere yer verilmez. Gereksiz ifadeler olmaz. Anlaşılması güç cümleler kurulmaz. Anlatım sade ve süssüz olur. Duygu ve düşünceler kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.

Masallarda İcracı Ve İcra Ortamı:
Masal kendine özgü bir gelenek içerisinde anlatılan bir türdür. Anlatıldığı yörenin kültürel özelliklerini yansıtan ve şekillendiren bir hususiyete sahiptirler.örneğin köyde anlatılan masalla şehirde anlatılan masal arasında farklılık olabilir. Anadolu’nun ve dünyanın muhtelif yererlinde farklı şekillerde oluşturulmuş olan masallar bazen de ortak özellikler sergileyebilirler.
Yüzyıllardır anlatılan gelen masal, artık günümüzde eskisi gibi pek anlatılmamaktadır. Teknolojik gelişmeler sözlü geleneğin zayıflamasına hatta tükenecek seviyeye gelmesine sebep olmuştur. Bunun için masallar, destanlar, bilmeceler, aşıklık geleneğinin ürünleri ve diğer sözlü gelenek ürünleri eski canlılıklarını yitirmiş ve can çekişmektedirler.
Masal analtmak özellikle bir beceri ve sanat olayıdır. Herkes masalı aynı zevkte anlatamayabilir. Bunu için özellikle Anadolu’da kadınlar tarafından anlatılmıştır. Ziya Gökalp bu konuda :”Masalcılar eski ozanlığın kadınlarda devam eden kısmıdır. Ozanlık babadan oğla kaldığı gibi masalcılık da anadan kıza geçer. Erkek masalcılar varsa da masalcılar genellikle kadındır. Masalcı kendi alanında bir çeşit sanatçıdır.” Gökalp’in de dediği gibi masalcılık belli bir estetikle icra edilen önemli bir anlatı türüdür diyebiliriz.
Masallar özellikle ortak iş yapılan ortamlarda anlatılan bir türdür. İşin daha kolay ve zevkli olması için yaşlı biri tarafında icra edilir. Gençler de kendi aralarında anlatabilirler fakat yaşlıların olduğu ortamlarda saygı ifadesi olarak söz yaşlıya verilir ve iş gençler tarafından yapılır.
Bazen toplantı esnasında anlatıldığı ortamlarda olabilir. Bu toplantılar bazen duyuru yapılarak , bazen de duyuru yapılmadan doğal haliyle gerçekleşir. Her ne şekilde gerçekleşirse gerçekleşsin masal sessiz bir ortamda anlatılır. Hatta masal anlatılırken konuşan olursa cezalandırılır. Bu toplantılarda sadece masal anlatılmaz, mani, türkü, bilmece vb.gibi sözlü gelenek ürünleri de yaygın olarak kültürümüzde icra edilmiştir.
Masal anlatıcısı daha etkili olmak adına farklı unsurlardan yararlanabilir. Jest ve mimiklerden yaralandığı gibi bazen elindeki bir tespih, mendil, fes gibi eşyalardan yararlanarak farklı roller de yapabilir. Masala başlamadan önce masal havasına sokmak için tekerlemeler de söyleyebilir.
Kısacası masal anlatmak hem bir beceri ve sanat işi olduğu gibi kültürel birikim de ister. Masalar hakkın da gerekli donanıma sahip olmayan anlatıcı zaman zaman sıkıntı yaşayabilir. Sözlü gelenek ürünlerinin hepsinin icrasında tecrübe ve bilgi yeterliliğinin olması gerekmektedir. Analtıcılar herhangi bir karşılık beklemeseler de anlattıkları karşısında herhangi bir şey verilmese de onlar toplum nazarında el üstünde tutulan kişiler olmuşlardır her zaman.

Masallarda Yer ve Zaman:
Masallarda çevre büsbütün hayali ve gerçek dışı ülkelerdir. Kafdağı, Yedi Derya Adası, Yedi Yerin Altı ve Üstü devler âlemi, cinler ve periler âlemi gibi haritalarda bulunmayan ülkeler gösterilir. Masallarda tasvirler gözlere değil hayale dayanmaktadır. Dünyada rastlanması imkânsız olan bahçeler, saraylar, ırmaklar, şehirler yer alır. Ne zaman, hangi yerde bulundukları asla bilinmez. Masallarda yer ve zaman kavramları belirsizdir. Başlıca hayali mekânlardır. Mekânlar çok çeşitlidir ve çabuk değişir. Bir anda kıtalar ötesi mesafe alınabilir. Çok hızlı bir zaman akışı vardır. Anlatımda genellikle geniş zaman veya öğrenilen geçmiş zaman kipi (-mişli geçmiş) kullanılır.
Masalda Kişiler :
Masal kişileri her tabakadan seçilebilir. İnsanlar, cin (peri), hayvanlar gibi hakîkî veya dev, şahmerân gibi hayâlî varlıklar masallarda iç içe yaşar ve masalların kahramanlarıdırlar. Bunlar insanlara mahsus ölçüler, huylar içinde ele alınırlar. Yâni insanlar gibi sever, hırslanır, öç alır veya yardım ederler. Masallarda yaşayan balık, kuş, ceylan, at gibi hayvanlar da olağanüstü vasıflar taşırlar. Onlar da insan gibi düşünür, konuşur, üzülür, sever, acıma veya kin duyarlar. Hattâ bu katagoriye cansız varlıklar bile katılır.
Masalda insanlar, gerçek veya gerçekdışı vasıflarda görünürler. Bu gerçek olmayan kuvvetlerini büyülü bir araçtan, var olmayan bir mahluktan veya evliyâdan alır. Masalın kahramanları, belli bir toplumun bilinen bir zamanda yaşamış kişileri değildir. Her ülke ve zamanda olabilecek pâdişah, vezir, köylü, kadı, derviş, ırgat, harâmî gibi sembol tiplerdir. Ancak masallarda her şey tatlıya bağlandığı için, bu tiplerin kötülükleri üstünde fazla durulmaz. Kötüler, korkunç olmaktan gülünç duruma getirilir ve yaptıklarının cezâlarını görürler. İyiler ise uzun yaşayıp mutlu olurlar. Masallarda aynı kahraman bir ceylan, bir kuş veya bir gül fidanı oluverir. Kısaca şekilden şekle girer. Kötüler biçim değiştirerek sevimsiz varlıklar hâline gelirler…
Masalların Özellikleri:

 

1.Masallar, meydana geldikleri zaman bir kişinin malıyken, yaygınlaştıkça, yöreden yöreye, ülkeden ülkeye geçtikçe halkın malı olur. 2.Masal, anonim bir türdür. 3.Uzun tasvirlere , psikolojik tahlillere yer verilmez. 4.Masallarda genellikle iyilik-kötülük, doğruluk- haksızlık- adalet- zulüm, alçakgönüllülük – kibir… gibi zıt durumların temsilcisi olan kişilerin mücadelelerinden veya insanların ulaşılması güç hayallerinden söz edilir. 4.Dinleyicileri inandırmak gibi bir iddiası yoktur. 5.Tamamı ile hayal ürünü olan mensur bir türdür. 6.Masallarda milli ve dini motiflere hemen hiç yer verilmez. Bununla beraber az çok ait oldukları milletlerin renklerine bürünürler. 8.Fıkra ve efsaneye göre uzun, destan ve halk hikâyesine göre kısadırlar. 9.Halk dilinde anlatılarak oluşan sözlü edebiyat ürünüdür. 10.Masallarda genellikle bir eğitim amacı saklıdır; bu yönüyle didaktik ( öğretici) bir nitelik taşırlar. 11.Bir yazar tarafından sonradan yazıya geçirilmişlerdir. 12.Çoğu kez evrensel konular işlenir. 13.Masala müstehcen, çirkin ve ayıp sayılacak hiçbir söz söylenmez.

DESTAN Nedir Özellikleri

İslamiyet öncesi Türk Edebiyatı şifahi türlerin en önemlisi ve sanat yönünden en zengini destanlardır diyebiliriz. Destanlar mensup oldukları milletlerin bütün varlıklarının ;din fazilet ve milli kahramanlık maceralarının uzun manzum hikayeleridir. Sözlü manzum halk verimlerinin örneği olan destanlar, tarih olaylarına, efsanelere dayanılarak, milli cemiyetin dilek ve arzularına uygun hayal gücüyle meydana gelmişlerdir.

Her milletin destanı yoktur. Bir milletin destanını olabilmesi için milletin ilkel zamanlarda yaşaması, önemli savaşlar yapmış olması, istilalar, tabii afetler gibi olayları yaşamış olması gerekir. Bu hadiselerle beraber tarihin derin sayfalarında yer edip tarihe kalması gerekmektedir. Bu hadiselerle beraber millette ortak bir şuur oluşur ve tarih ortaklığı insanlarda millet olma duygusunu geliştirir. Bu bakımdan destanlara ve tarihi verimliliklere sahip olmayan toplumlarda kültürel sıkıntılar yaşanabilir. Tarihinde destanlara veya farklı türlere sahip olmayan milletler bu açığı kapatmak için yapay destan ve diğer türleri meydana getirmek arzusunda olmuşlardır.

Destan ismi Nerden Geliyor:
Destan en eski edebiyat türlerindendir. “ büyük olağanüstü tolum ve kahramanlık olaylarının uzun ve manzum olarak anlatan edebiyat türü“ dür.
Destan kelimesinin dastan, dessan, şeklinde de telaffuz edildiği yerler vardır. Bu kelime bize Farsça’dan gelmiştir. Efsane, mesel, hikayet-i güzetegan manasında kullanılan, dastan kelimesinden ses değişikliğiyle girmiştir. Türkçede, “destan, epope, hikaye,masal,şöhret,ün”anlamları vardır.
Farsça kökenli olan destan kelimesi aslı “dasitan “ dır. Türkçeye destan olarak geçmiştir. Bir söylentiye göre de dasitan, İran efsanesi kahramanı Rüstemin babası Zal’ın bir diğer adıdır. “Kıssa,hikaye,masal,manzum, hikaye,sergüzeşt,bir vakahal hikaye “ gibi isimlerde de kullanıldığı yerler vardır.
Türk dünyasında ise destan kelimesinin yanında “alıptığ nımax, comok,jomok,cır,jır,batırlar cırı,maadırlıg tool,kahramandık epos,kay çörçök,kaylap aydar çörçök,olongho,ölön,alıptıh nımah,boy,epos,epostik,jırlar,köne epos,irtegi,batırlık ertegi,gibi pek çok kelimeler de kullanılır.
Türkçede destan “epope”ve “lejand” karşılığının dışında ayrıca aşıkların sosyal,tarihi,ve mizahi konularda söyledikleri nazım türünün adı olarak da kullanılmaktadır. Aşıklar, destanlarında yaşadıkları çevreyi,karşılaştıkları olayları,başlarından geçenleri savaşları ve doğal afetleri dile getirmişlerdir.Böylece destan kelimesi iki analamda da kullanılabilen bir tür olarak karşımıza çıkmaktadır.

Destanların teşekkülü:
Destanlar tarihin henüz yazıya geçmediği ilim ve aklın toplum düzenine iyice hakim olmadığı veya milletlerin büyük işlere büyük ıstıraplara büyük kurtuluşlara kapıldıkları çağların verimidir.Kabaklının da söylediği gibi destanlar toplumların tam olarak sosyalleşemedikleri zamanlara ait ortaya çıkan ürünlerdir. Bunun için ortaya çıkan toplumsal hadiselerin ve bunları meydana getiren kahramanların var olmasıyla destanlar tam olarak teşekkül olmuşlardır.. Halkın zihnindeki hadiseler kulaktan kulağa yayılarak farklı anlatılar da meydana gelmiş, böylece destanların yayılma sahası giderek artmış ve derinleşmiştir. Daha sonra destanlar şairler tarafından nazma dönüşür. Şairler kendi düşüncelerini de katarak ve genişletirler. Sonra da farklı şairlerin söylediklerini büyük bir şair derler ve sıraya dizerek destan safhasını tamamlamış olur.
Milli destanın teşekkülü ile ilgili :
1-Çekirdek
2-Gelişme veya oluş
3-Tesbit olmak üzere üç safha ve şart vardır.
Çekirdek safhası : İptidai devirde milletin başında geçen bir olayın toplum düşünce sisteminde yer etmesi ve aktarılması
Gelişme ve oluş safhası : Çekirdek halindeki destan toplumun hayal gücüyle genişleyerek derinleşir ve gelişir.

Tespit: Gelişme aşamasını tamamlayan destan artık tespit aşamasındadır. Yazıya geçirilerek son aşamayı da tamamlamış olur.

Destan tasnifleri:
Destanlar doğal ve yapay olmak üzere iki gruba ayrılmışlardır.

Doğal destanların olması için üç safhanın geçmesi gerekmektedir. A) tarihi bir olayın gerçekleşmesi gerekir, b)gerçekleşen bu olayın üzerinden belli bir zamanın geçmesi ve kuşaktan kuşağa aktarılması gerekir c) son aşaması da bir şairin bunları bir araya toplayarak nazım şeklinde söylemesidir.

Türk destanları için Fuat Köprülü ve Özkul Çobanoğlu tasnif yapmışlardır. Çobanoğlu’nun tasnifi şöyledir:1) Eski destanlar
2)Yeni destanlar a) Arkaik destan b) Kahramanlık destanları c) Tarihi destanlar

Destanların özellikleri Nelerdir

Destanın özelliklerini maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz.

Destanlarda İçerik :
Destanlarda olaylar olağan ve olağanüstü vakaların karmaşık halidir. Bu bakımdan gerçek olayları anlatan roman ve hayali olayları anlatan masal arasında bir yerdedir. Destanın ilk ve en önemli özelliği anonim olmasıdır. Yazarı millet olan destanlar uzun manzum şekilde yazılmıştır. Nazım ve nesir olanlarına az rastlanmaktadır. Destanların şekil ve türlerinde milli zevk hakimdir. Mesela Yunan destanı olan “Homeros” vezinli fakat kafiyesiz yazılmıştır. Fin destanı “Kalevala” dörtlükler şeklinde yazılmış “runo” denilen halk şarkılarından meydana gelmiştir. Şehname aruz vezniyle ve mesnevi tarzındadır. Türk destanları ise kafiyeye çok önem verilmiş , ekseriya dörtlükler şeklinde, koşmaya benzemektedirler. Destanlar aslında bir gerçek olayın sonradan efsaneleştirilmesiyle meydana gelmişlerdir. Bunun yanında olağanüstü olaylar da yer alır.
Oğuz Kağan destanından av hileleriyle canavarı yenmesi gerçek fakat gök tanrıya yalvarırken semadan bir ışığın düşmesi , ışığın içerisinden bir kızın Oğuza eş olması ise masalımsı olağanüstü bir hadisedir. Bütün destanlarda gerçek olaylar ile gerçeküstü ve gerçekdışı serüvenler yan yanadır. Destanı oluşturan vakalar, hem tarihlik, hem romanlık, bazen de masala benzer niteliktedirler.
Destanın olaylarını üç kısımda ele alabiliriz:

Toplumlar gelişip, akılda büyük dinlerin ve ilmin baskıları hissolundukça destanımsı mücadele edebiyattan silinmeye başlamıştır. Önce masal ve mitoslar ortaya çıkmış daha sonra ise destanlar oluşmuştur.

Destanlarda Dil Şekil ve Üslup
Türk destanları Türk halk diliyle ne kadar güzel eserler ortaya koyulabileceğinin en iyi örneklerindendirler. Dildeki güzellik bazen tek bir söze veya cümleye kadar inen bir anlatım esas alınmıştır. Vecize ve atasözü niteliği taşıyabilen cümleler de mevcuttur.
Destanlardaki dil,ortak konuşma dilinin ürünüdür. Destanlarda ve destan anlatıcıları tarihsel bağlamları düşünüldüğünde dilin işlekliği kendini göstermektedir. Çünkü okuma yazma bilinmeyen dönemlerden beri var olan destan, insanların sözel yeteneklerinin gelişmesi ve anlatılarla bu türün devamını sağlamışlardır. Anlatım teknikleri olarak nesir, nazım, nazım-nesir şeklinde üç teknik kullanmışlardır.
Nazım şeklinde söylenenlerde hece ölçüsü kullanılmıştır. Hece vezninin 7,8,11,12’li şekilleri kullanılmıştır. Destan dizeleri dörtlükler halinde veya dizeler art arda sıralanmışlardır. Mısralar arasında kafiye redif,aliterasyon ile belli bir ahenk sağlanmıştır.
Bazı destanlarda mensur yapıdadırlar. Bu şekildeki destanlarda günlük konuşma dili daha farklı , ritmik yapıda olabilirler.
Özkul Çobanoğlu ise destanlarda üslup konusunu şöyle izah etmektedir:”Üslup bir kişinin veya bir türün anlatımında uygulandığı özel anlatım biçimidir. Bu tanıma göre bireyin kendine özgü özel üslubu olabileceği gibi bir sözlü kültür geleneğinin de kendine özgü bir üslubu olabilir. Destanların da kendine özgü üslubu vardır: Ses taklitlerinden doğmuş kelimeleri tekrarlamak. Karşılıklı diyaloglarla anlatımda monotonluğu kırmak . hitaplar ile destancı duygularını ifade eder. Destanlarda geçişleri ve bütünlüğü sağlamak amacıyla kalıp ifadeler kullanılır. Mesela, anlatılan bir olaydan sonra zamanın geçtiğini ifade etmek için “aydan ay geçti,günden gün geçti,” “yedi aydan sekiz ay,şimdi oldu. Sekiz aydan dokuz ay , şimdi oldu.” Gibi kalıp ifadelerle dinleyiciye zamanın geçtiği hissettirilir. Bu tür kalıp ifadeler kız istemek,savaşları anlatmak,tehdide cevap vermek, çocukluk dönemlerinin geçişlerini anlatmak vb.durumlarda kullanılır. Destanlarda benzetmelere de çok yer verilir. Abartmalara çok rastlanır. Abartılan her zaman kahraman değildir. Bazen düşman da abartılarak anlatılır. Destanlarda şiirsel tekrarlardan da yararlanılır. Aliterasyonlar destan üslubunun vazgeçilmez ögesidir.”

...

Destanların Anlatıcısı, Dinleyicileri ve İcrası
Destan anlatıcıları destanları ezberleyerek sunmazlar. Önceden bildiklerini bir araya getirerek yeni bir versiyonu ortaya koyarlar. Bundan dolayı destancıların hafızasını iyi olması gerekmektedir. Destancı üreten kuran kişi olmalıdır. Ezberleyip metinleri sunması kurmaca destan ortaya koyanlar kadar itibar görmemektedir.
Destancılar üç dönemde yetişebilmektedirler. Bunlar” dinleme ve özümseme, uygulama ve eleştirel bir dinleyici önünde icra ”dır. Destan anlatıcıları Türk lehçelerinde “bahşı,jırav,akın,gayçı,ozan,şair” olarak adlandırılmaktadır. Bu sanatçıların çoğunlukla sözlü olarak yarattıkları eserler zamanla son şeklini aldıktan sonra yazıya geçirilirler.
Türk boylarının sözlü anlatı türlerinin icra tarzı ve anlatı tipi ile metin ve bağlam özel tipteki destan anlatıcısı ve onun repertuarı arasında yakın bir ilişki vardır. Türk boylarının destani şiirinin doğasını daha iyi anlamak için bir kişi anlatmaların şekil özelliklerine ve destanların icra edilme şekline bakmak zorundadır.

Destancılar Türk halklarında destancıları sıra dışı veya olağanüstü güçlerle irtibatlı olan , bunun için anlattıklarına inanmak gerektiği halen yaşayan bir inanıştır. Türk mitolojisinde, kültürel kahramanın atalar kültünden kaynaklanan ozanlar ve öncülleri olan kamlar olmasıdır.
Destancının ilişkide olduğu dinleyicilerde destanın icrasına katılırlar. Girizgah bölümünde destan anlatıcısı dinleyicilerele ön iletişim kurara ve onların ne istediklerini öğrenir. Zihninde ne anlatacağını belirler. Böylece destanın oluşmasında dinleyicinin ciddi payı vardır. Yanlış anlatmalarla destancının cezalandırılacağı inanışı hakimdir. Memoratlar böylece da doğmuştur.

Destanlarda kişiler:
Masallarda ve romanlarda olabilecek kişiler destanlarda olabilir. Destanlarda ilah, yarım ilah ve insan olmak üzere üç çeşit kahraman görülür. Asıl destan kahramanlarının çoğu üst tabaka şahsiyetlerdir. Krallar, kraliçeler vb. üst tabaka insanlardır. Fakat hepsi için geçerli değildir. Köroğlu destanının kahramanları seyisler, çobanlardan oluşur. Olağanüstü özelliklere sahip varlıklar da vardır. Köroğlu ab-ı hayat içerek ölümsüzlük kazanmıştır.
Destanlarda kahramanlar idealize edilmiş tiplerdir. Çünkü bunlar toplumun hayal ettiği arzu ve emellerini sembolleştirdiği tiplerdir. Hayali seven halk, yiğitlik, aşk, refah,iyilik kötülük vb.şeyleri insan timsali haline sokup destanlarda yaşatmıştır.

Destanlarda zaman:
Destanlarda zaman, romanlarda ve masallardaki destanlar arası bir zamandır. Destanlar, kendilerini meydana getiren olaylardan sonra yazılmışlardır. Bunun için anlatılan olay ve kahramanlardan destanın zamanını tespit etmek mümkün olabilir. Oğuz Kağan destanı Mete Hanı anlatır. Homeros destanı ise Helenlerin ilk cedleri olan Akhai ve Argos krallarının maceralarıdır.

Destanlarda çevre:
Her destanın bir çevresi vardır. Destanların çevresi coğrafyayı kesin olarak vermeseler de belli belirsiz olarak yansıtırlar. Fin destanlarının coğrafyasını ,Finlandiya karı ,buzu, değirmeni, Yunan destanlarının coğrafyalarını; Akdeniz sahilleri, balkan denizi, adalar, gemiler; Türk destanlarını coğrafyalarını ise Orta Asya bozkırları,Türkistan ülkeleri,ırmaklar, dağlar oluşturur. Coğrafya sadece olayın geçtiği yer değil insanların hayallerini, duygularını da etkileyen mühim unsurlardandır.

Destan ile Masalın Karşılaştırılması

Masal nesirle söylenmiş, tamamıyla hayal mahsulü olan ve anlattıklarına inandırma iddiası bulunmayan, kısa bir anlatı türüdür. Masalın en karakteristik özelliği, seri bir tahkiye tekniğine sahip olmasıdır. Ayrıca, masallarda olayın geçmişe ait olduğunun belirtilmesine bilhassa dikkat edilir. Masal ile destan arasında şu benzerlikler vardır:
Benzerlikler:
Masal ile Destan Arasındaki Farklar ise;
1.    Masal konuları çeşitli olmasına rağmen destan konularında kahramanlığa fazla yer verilir. Umumiyetle milletlerin mazisindeki önemli olaylar ve büyük kahramanlar etrafında destanlar teşekkül eder.
2.    Masal kahramanlarının hayali olmasına karşılık destan kahramanlarını biz tarih sayfalarında bulabiliriz. Oğuz Kağan gibi.
3.    Destanlar daha hacimli olurlar. Pek çok olayın anlatıldığı destanların hacimleri de uygun olarak geniş bir yer kaplar.
4.    Destanlar manzum olurlar, masallardaki durum ise tamamıyla tersidir. Masallarda çok az manzum kısım bulunur.
5. Masalların benzerlerine başka milletlerde de rastlanıldığı halde destanlarda durum farklıdır. Destanlar millidir. Bir millete aittir.

SONUÇ
Sonuç olarak Türk halk edebiyatının aydınlanması ve tarihi değerlerin gün yüzüne çıkması için edebi türlerin halkın muhayyilesinde önemli bir yeri vardır. Destanlar ve masallar da halkın kültürel değerlerini zihinlerde canlı kalabilmesi ve geleceğe aktarma adına önemli misyon üstlenmiş türler olarak kabul edilmektedirler. Türler arasındaki benzerlikler ve farklılıklar da konuların işleniş tarzındaki farklılıklardan meydana gelmektedir. Masallar konuları daha kısa ve evrensel olarak sunan, destan ise uzun ve ulusal olarak aktaran türler olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

KAYNAKÇA

AHMET KABAKLI, TÜRK EDEBİYATI,TÜRK EDEBİYATI YAYINLARI, 1971,İSTANBUL

ALİ BERAT ALPTEKİN ,HALK HİKAYELERİNİN MOTİF YAPIS(1977),AKÇAĞ YAYINLARI ,ANKARA

EFLATUN CEM GÜNEY ,MASALLAR ,1982

ERMAN ARTUN, ANONİM TÜRK HALK EDEBİYATI NESRİ,2000,ADANA S .48

FERİT DEVELLİOĞLU,( 1966)OSMANLICA –TÜRKÇE ANSİKLOPEDİK LUGAT,AYDIN KİTABEVİ,ANKARA,S.

HAMİDE DEMİREL,( 1995)TÜRK DESTANLARINDA GÜZELLİK-DESTAN-MASAL VE DİN UNSURLARI İLE

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI, TOKER YAYINLARI

KARL REİCHL 2002) TÜRK BOYLARININ DESTANLARI,ÇEV.METİN EKİCİ,TDK YAYINLARI, ANAKARA 126

METİN EKİCİ,DESTAN ARAŞTIRMA VE İNCELEMELERİNDE KULLANILAN BAZI TERİMLER HAKKINDA

MİLLİ FOLKLOR DERGİSİ,ANKARA 2002

ÖZKUL ÇOBANOĞLU,TÜRK DÜNYASI EPİK DESTAN GELENEĞİ,AKÇAĞ YAYINEVİ, 2003,

PERTEV NAİLİ BORATAV, 100 SORUDA TÜRK HALK EDEBİYATI (1978),GERÇEK YAYINLARI,İSTANBUL

PROOP V.,MASALLARIN YAPISI VE İNCELEMESİ, 1987

SAİM SAKAOĞLU,MASAL ARAŞTIRMALARI,AKÇAĞ YAYAINEVİ,ANKARA, 1999

TDEA, 1977, DESTAN MADDESİ, C 2, DERGAH YAYINLARI ,İSTANBUL,

http://www.hikmetciglik.com/page7/page7.html

 


Nasıl Buldular: destan ile masalın örneklerle karşılaştırılmasımasal ve destan nedirdestan ile masalın örneklerle karşılaştırılarak benzerlik ve farklılıkların bulunmasımasal ve destan arasındaki farklarmasal ve destan özelliklerimasal ve destanın ortak özellikleridestanlar niçin söylenmiştirdoğal masal nedirdestan ve masal nedirdestan ve masalın ortak özellikleri

Masal Nedir? Destan Nedir? Masal Ve Destan Arasındaki Benzerlik ve Farklar SerdarHan tarafından 26 Şubat 2011 tarihinde , Egitim - Dersler - Taban Puanlar kategorisine eklenmiştir.
Sponsor Bağlantı
    yeni 10
Benzer Konular
Masal Nedir? Destan Nedir? Masal Ve Destan Arasındaki Benzerlik ve Farklar isimli bu konuyu ;
Google'de Ara
BlogSearch'te Ara
Buzzzy'de Ara
Twitter'da Ara
Bing'te Ara
İletişim

Sende Yorum Yaz

YORUM YAZMAK İÇİN ÜYE GİRİŞİ YAPMALISINIZ.

Facebook Grubumuza Katılın!